RİSALE-İ NUR VE HİZMETİN TEMEL MESELELERİ

Yayınlanma Tarihi : 13.2.2014 11:15:39

 

 (90'lı senelerdeki bir muhaberata mukabil, mesleğimizdeki bazı mühim ve temel meselelere ait verilen cevabî mektubdur)

  

SELAMÜN ALEYKÜM

Aziz Kardeşim,

18 sene evvel bir mektup yazmışım. Bu mektup her nasılsa sizin elinize geçmiş. Siz de o tarihte bir cevap yazmışsınız. Bu kadar uzun bir zamandan sonra neler yazdığımı bilemiyorum. Yalnız cevabınızdan anlaşılıyor ki; mektubumun tamamı biat meselesi ile alakalıymış. Hâlbuki ben biat meselesi üzerinde ısrarla duran ve bu meseleyi büyüten birisi değilim.

Risale-i Nur’un anlayışında ve tedrisinde temel teşkil eden mühim meseleler dururken, kardeşimizin cevabının tümünü biat meselesine hasretmesine şaştım doğrusu.

Şimdi işi düzeltelim. O zaman da şimdi de ve daima üzerinde durduğum Risale-i Nur’un ana meselelerinden bir kaçı hakkında anlayışlarımı yazıyorum.

İstiyorum ki; bu kardeşim, böyle kendince kolay olan bir biat hususuna takılmasın. Risale-i Nur’un temel anlayışlarına dair de temel anlayışlarını söylesin.

1-            Hz. Bediüzzaman mesail-i imaniyede müçtehiddir.

2-            Risale-i nur müceddiddir.

3-            Hz. Bediüzzaman, ümmetin ahir zamanda geleceğine itikat ettiği ve beklediği büyük mehdi değildir.

4-            Ümmetin beklediği büyük Mehdi (r.a) Risale-i Nur dairesinden çıkacaktır.

5-            Bu gelecek mübarek zat bütün hareketlerini Risale-i Nur’un hakikatlerine göre tanzim edecektir. Onu kendisine bir program yapacaktır.

6-            Hz. Mehdi Risale-i Nur’un hem birinci devresinde, hem ikinci devresinde hem de üçüncü devresinde hizmetler görecektir.

7-            Bu gelecek olan mübarek Zat’a gıyabî biat edilse ne zararı var? Halbuki fayda ihtimali gayet fazladır.

8-            “Şeaire ait sünnetler, şahsî farzlardan üstündür”ü nasıl anlıyoruz?

Evet, Hz. Bediüzzaman üstadımız “... Çok emarelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.” Yine Barla Lahikası’nda “ şimdilik vazifemiz istihrac-ı esrar olduğundan, mevcut mesaili nakil değildir.”  (Barla Lah. 365)

“ Aziz kardeşim, fıkh-ül ekber olan esasat-ı imaniye ile meşgul olduğumuz için nakle ve ehl-i içtihadın medarikine ve meahizine bakan dekaik-ı mesail-i fer’iyyeye zihnim şimdilik ciddi müteveccih olamıyor... Eğer hakiki ihtiyaç hissetseydim, böyle füruata dair müçtehidinin derin me’hazlerine gidip bazı beyanatta bulunacaktım. Belki de daha o nevi hakaika meşguliyet zamanları gelmemiş.” (Barla Lah.369)

Buyurmakla kendilerinin müçtehid olduğunu tevilsiz bir surette emretmektedir.

Risale-i Nur’un müceddid olduğu hususunda kelam etmek zaten gereksiz olacaktır. Bu mesele vazıhtır. Ve Risale-i Nur’un çok yerlerinde emredilmiştir.

Süfyaniyetin dört günü ve devresi olduğu gibi, mehdiyetin de üç günü ve devresi olduğu risalelerde yazılıdır.

Birinci hizmet devresi tam 60 sene sürmüştür. (Bir devir 60 senede biter) Bediüzzaman’ın (R.A) müçtehid ve Risale-i Nur’un müceddid olduğu birinci devre 1926’da başladı. 1986’da tam kemale erdi. Bitti demek mahza hatadır. Zira bu tarz hizmet kıyamete kadar devam edecektir. Yalnız bu tarz hizmetin yanına ve onu tekmil edici olarak, daha yeni hizmet devreleri ortaya çıkacaktır. Bu husus da eserlerde belirtilmiştir.

Mesela, şu paragrafı biraz inceleyelim.

 “ Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem her şey’i bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden Hz. Mehdi’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammedi’ye (a.s.m) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Her halde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecektir. O zat o taifenin uzun tasdikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.”

Demek ki; Hz. Mehdi denilen bir zat gelecek. Bu zat Hilafet-i Muhammediye ismiyle müsemma bir saltanat sahibi olacak. Bu saltanatı sebebiyle fen ve felsefeden gelen taun-u beşeriyeyi ilmen iskat edecek ve tesirini kıracak eserler telif etmeye vakit bulamayacak. Onun için o zattan evvel Hz. Bediüzzaman ve erkân dediğimiz Hulusi – Hüsrev – Sabri - Hafız Ali - Mehmet Feyzi - Sıddık Süleyman - Kürt Bekir Ağa – Hakkı - Şamlı Hafız Tevfik - Mustafa Çavuş ve emsali; Risale-i Nur’un te’lifatında ruhen muhatab olarak hisse sahibi olan zatlar R. Nurları telif edecekler.

Bu eserler 1986’ya kadar “sırren tenevveret” hizmetlerine devam edecekler. Allah-u âlem bu tarihten itibaren artık ne zaman çıkacağını bilemediğimiz bir zamanda beklenilen o zat (kuvve-i velayetle) ortaya atılacak, bu nurları kendisine hazır bir program yapacak ve  hayata tatbik edecek.

O zat bu vazife-i azimeyi Risale-i Nur dairesinin gayet çok talebeleri içinden nasibi olan bir kısım şakirdlerle yerine getirecek. O nasipli şakirdler sayıca gayet az olmakla beraber manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli olacaklardır. İhlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olacaklardır.

Bu suretle birinci hizmet devresi de tam yerine gelmiş olacaktır.

Demek ki, birinci hizmet devresi iki kısımdır.  Birincisi, Hz. Üstad’ımızın ve Risale-i Nur’un sadece iman hakikatleri dairesinde ifa ettikleri 60 sene süren hizmeti.

İkincisi, gelecek olan o zatın, Risale-i Nur’u bir program olarak hayata tatbik edecek olması.

Peki, Risale-i Nur’un işi burada bitti mi? Hayır. Risale-i Nur bulunduğu memlekette hilafet-i Muhammediye unvanıyla şeriat kanunlarını Hz. Mehdi’nin eliyle icra ve tatbik edecektir. Üçüncü olarak da, o zat yani Hz. Mehdi hilafetini nokta-i istinad yaparak ittihad-ı İslam davasını tahakkuk ettirecektir.

Bu yazdıklarımın Risale-i Nurdaki delillerini her nurcu gayet iyi bilir.

Risale-i Nur’un te’lifi 1946’da bitmiştir. Bu tarih Risale-i Nur’un tesbitidir.

Bu tarihe kadar te’lifata muhatab olan tasdikat sahibi zatlara erkân denilir. Bu erkânlardan Ahmet Feyzi Kul’dan (r.h) maada her kim varsa, başta Hulusi (r.h) ve Mehmet Feyzi (r.h) olarak tamamı Risale-i Nur dairesinden çıkacak olan büyük Mehdi’nin Hz.Üstad’dan sonraki bir zamanda geleceğinde müttefiktirler.

Risale-i Nur eserleri de en az on yerde ( sonra gelecek o zat), (mehdi geleceğine, âlemi ıslah edeceğine) gibi tabirlerle sarahaten beyan etmektedir.

Hulusi’nin (k.s) bir kısım talebelere dediği gibi:

- Risale-i Nur, o zat gelecek diyor. Ne diyorsunuz ben kalemle bu tabirlerin üzerini çizsem, hayır gelmeyecek desem, kabul eder misiniz?   Madem kabul etmeyeceksiniz, o halde itirazınız neye? 

Hz. Üstad mehdiydi geldi ve gitti diyenleri iki kısım olarak görüyorum. Birincisi;  samimi fakat ikinci ve üçüncü hizmet devrelerinden ve birinci hizmetin tekmili hizmetinden nasibi olmayan talebeler. Nasip olmayınca bu kadar açık ve zahir hakikat da nazarlarında gizlenebiliyor.

İkincisi; Risale-i Nur davasında samimi değiller. Risale-i Nur eserlerinin gücünden istifade ediyorlar, fakat kendilerince kurup geliştirdikleri bir hizmet tarzları var. Bu hizmet tarzları % 90 itibarıyla Risale-i Nur’un düsturlarına muhalif. Eğer Risale-i Nurda yazılanları aynen kabul etse takip ettiği yanlış mesleği terk etmesi lazım gelecek. Buna ise artık ne hal kaldı ne de mecal. O halde mehdi geldi ve gitti diyecek ki, kendisinin takip ettiği yanlış yolu doğru diye kabul ettirebilsin.

Evet, bu gelecek olan zat Hz. Mehdi’dir (r.a).  Siyaset âleminde, diyanet âleminde, cihad âleminde ve saltanat âleminde vazifeleri olacaktır.

Devlet reisi olacağından ve Risale-i Nur’un beyanlarından olan, anladığıma göre (şahsi kanaatimdir) şu anda hayatta olacağından, o Zat’a; kaderin onu zahire çıkaracağı ana kadar gıyabî biat etmek lazımdır veya edilse ne zararı var. Tıpkı Emevîlerin son zamanlarında devlet reisi olacak olan ehl-i beyt imamına veya Abbasî halifesine gıyabî biat edildiği gibi.

Şu anda Risale-i Nur talebelerinden birisi Hz. Mehdi’dir. Rabbimizin kendisini vazifelendireceği güne kadar, mümkündür ki; kendi kendisini de bilmemektedir.

Cahiliye ölümü üzere ölmekten kurtulmak için bizce meçhul olan o mübarek Zat’a; RİSALE-İ NUR’UN ŞAHS-I MANEVÎSİNİN MÜMESSİLİ olarak ve isim tasrih etmeden gıyabî biat edilmelidir. Te’kid ile söylüyorum ( GIYABÎ BİAT ).

Edilmese ne olur…

Allah bilir…

Gıyabi biat şer’an caizdir ve lazımdır. Ezcümle: Hudeybiye gününde biat-ı Rıdvan’da Hz. Peygamber (a.s.m), Hz. Osman (r.a) hesabına gıyabi biat etmiş ve kabul etmiştir.

Cemel vakası gününde, Hz.Talha ağır yaralandı. Şehit olacağını hissedince orada bulunan bir nefere sordu. Sen İmam-ı Ali’nin neferi misin?  O da "-evet" deyince. "- Elini uzat, senin elinle Hz.Ali’ye biat edeyim. Biatsiz Allah’a kavuşmaktan korkuyorum." (Kısas-ı Enbiya)

Kıyafet gibi günlük hayatta mecburi olarak yaşadığımız hususlarda sünnet-i seniyyeye uyanlara azim sevaplar var, uymayanlara ise günah ve vebal yoktur. Elbette isteriz ki, bütün kardeşlerimiz sevap kazansınlar. Rabbim cümlemizi onlardan eyleye. Âmin.

“Şeaire ait sünnetler şahsî farzlardan üstündür” buyurulmuştur. Şahsî farz ne demektir? Şeaire ait sünnetler nelerdir?

Şeair: Adetler, islam işaretleri, İslam’a ait kaideler, Allah’ı anmak, hamd etmek, ezan okumak, islam kıyafetleri, tesettür, selamlaşmak gibi cemiyette yaşanan bütün dini adetlerdir. (Yeni Ansiklopedi 3483. Madde)

Hem mesela, mühim ve en zahir şeairden olan SARIK (imame) hakkında gelen ehadisde, şeair ciheti daha çok nazara verilmiştir… 3494. Madde Y. Ans.

Diğer bir hadiste de “ SARIK ( dolayısıyla böyle mühim şeairler ) küfürle iman arasını ayırt edici bir alamettir.

Sarıklar Arabın tacıdır. Onlar (Müslümanlar) sarığı (dolayısıyla şeairi) terk edince, Allah da izzetlerini (kuvvet ve hâkimiyetlerini) alır (zillete düşerler)." 3495. Madde Y. Ans.

Hz. Üstadımızın tek başıyla küfre verdiği korkuyu milyonları bulan mevcuduyla kocaman Risale-i Nur camiasının verememesi, hatta hâkim güçlerce kâle bile alınmamasının sebebi şimdi anlaşılıyor mu?

O halde ben diyorum ki, mesela resmi dairelerde işi olmayan nur talebeleri günlük hayatlarında ala-takat-il-imkân Hz.Üstad’a benzemeye çalışsalar fena mı olur! Ve bu hizmet sünnet-i seniyyeyi ihya ile mükellef her bir nur talebesinin vazifesi değil midir?

Aziz kardeşim, bunlar gibi çok meselelerimiz var. Biat kelimesine takılıp kalmamalı diye düşünüyorum.

Allah’a emanet olunuz.

.                                                                                                                                                   MÜSLİM GÜNDÜZ 

    

      

 

 

 

  

 

YAZARIN DİОER YAZILARI
EMİNE ŞENLİKOĞLU, FADİME ŞAHİN İLE GÖRÜŞTÜ
Yayınlanma Tarihi : 2.1.2014 08:18:59
FENAFİL İHVAN
Yayınlanma Tarihi : 13.2.2014 12:58:13
RİSALE-İ NURUN CADDE-İ KÜBRA ÖZELLİĞİ
Yayınlanma Tarihi : 21.2.2014 14:00:02
KISACA HAYAT HİKAYEM (Müslim Gündüz)
Yayınlanma Tarihi : 21.2.2014 15:41:27
264. LAHİKAYA BİR HAŞİYE
Yayınlanma Tarihi : 22.2.2014 13:01:03
ACZMENDİLERİN AİHM ZAFERİ
Yayınlanma Tarihi : 6.3.2014 09:06:49
TAHKİKTEN TAASUBA
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:43:40
BU ATATÜRK BİZDEN NE İSTİYOR?
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:45:47
Mustafa Kemal Olmasaydı Ne Olurdu ?
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:46:59
BİR HATIRA
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:47:48
İNGİLİZ ÇEŞİTLEMESİ (IŞİD)
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:48:39
Risale-i Nur'un medine-i tahiresi
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:50:08
Bir Bayrak Daha Vardı İndirilen
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:50:51
ASIL NURCULUK ve İSTANBUL NURCULUĞU
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:51:41
YANLIŞ KART
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:52:27
YANLIŞ KART 2
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:53:08


aczmenditv, Haber, Risale-i Nur, Aczmendi, Aczimendi, Müslim_ Gündüz, aczmendi_tv, dergah, sahabe, asrı sadet, asr-ı saadet,