ASIL NURCULUK ve İSTANBUL NURCULUĞU

Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:51:41

İslam medeniyeti cami merkezlidir. Asr-ı saadette mescid-i nebevi hem ibadet yeri hem de devletin idare merkezi idi. Efendimiz (a.s.m) askeri ve idari kararlarını mescidinde verirdi. İstişaresini mescidde yapar, yabancı devlet ricalini camide karşılardı.

Bu sünnet-i nebevi asr-ı saadetten sonra Abbasilerde, Selçukilerde ve Osmanlılarda da aynen devam etti. Yani medeniyetleri cami merkezli idi.

Hz. Üstadımızın (r.a) hayatına bakıyoruz; yirmi senelik Van hayatı cami merkezlidir. Burdur’a nefy edilir. Orada kaldığı yer camidir. Nihayet Barla’ya sürülür. Orada da ilk yaptığı şey, terk edilmiş bir camiyi tamir ederek hizmetlerini cami merkezli yapmaya başlamasıdır.

Cami; ümmetin tamamını içine alan bir mana taşır. Laik sistemin tatbikine başlandığı 1924 yılından itibaren camiler İslam’a hizmetten men edilerek Kemalizm dininin tatbikat sahası haline getirilmiştir.

Dalalet ehlince işgal edilen camileri kurtarmak ve tekrar İslam’a mal etmek için çevreden kuşatmayla, milleti bu azim mesele karşısında aydınlatmak gerekiyordu. Camiyi ele geçiren şer kuvvetler aynı zamanda devleti de ele geçirdiklerinden, ilahi bir irşadla milleti imansızlık girdabına düşmekten kurtarmak lazım geliyordu. Hz. Bediüzzaman da öyle yaptı. İman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak için risale-i nurları neşrederek hizmete başladı. Hedef neydi? Ehl-i imandı. Onları imansızlık felaketinden korumaktı. Ümmet içerisinde bir hizb, bir grup meydana getirmek değildi. Yani açtığı yol tüm ümmetin içinde olacağı, cadde-i Kübra-yı Kur’aniye yoluydu.

Hizmetinde tüm ümmete hitap etmenin tatbikatı; hz. Üstadın (r.a) ahirete intikal etmesiyle yalnız iki merkezde mevcudiyetini devam ettirdi. Elaziz’de Hulusi Efendi (ks) tatbikatında ve Kastamonu’da Mehmet Feyzi (ks) tatbikatında.

      Bu iki merkezin dışında kalan tüm Anadolu nur hizmeti; Isparta ve Hüsrev Efendi (ks) hariç, İstanbul merkezli ağabeylerin eline geçti. Bilinen ikinci kuşak ağabeylerimin hepsinden af ve özür dileyerek belirteyim ki; hizmetteki karışıksız ve müsellem olan samimiyetlerine rağmen, başlangıçta  Urfa’da, 1960’ın kadir gecesinde attıkları yanlış bir adım, seneler geçtikçe doğru ile aralarını bir açı dahilinde açtı.

Doğru olanı; hizmet yaparken ümmetten kopmamaktı. Yani hizmette risale-i nurların emrettiği cadde-i Kübra-yı Kur’aniye özelliğini kaybetmemekti.

Ümmetin inanç değerleri nelerdi? Kur’andı, hadisti, fıkıhtı. Örf, adet ve ananeydi. Risale-i Nur hizmeti de bunları tekrar ikame etmek için ortaya çıkmıştı.

Şimdi risale-i nur hizmeti yapıyorum diyen İstanbul ekolünün (ki şu anda tüm Türkiye’nin hizmet zannettiği yanlış metod) tatbikatlarına bir bakalım.

Kur’an hizmeti yaparken Kur’an’ın sadece muhkemâtı ve işari ve remzi manalarını ders verdiler. Kur’an okuma ve okutma talimini asla hatırlamadılar. Hâlbuki Kur’an kurslarıyla kız ve erkek, ümmetin evlatlarına  Kur’an okumayı öğretmek en birinci vazifelerimizdendi. Bu husus o derece kabili ihmal görülmüştür ki; onbeş sene dershanelerde vakıf kalan bir nurcu genç, Kur’anı yüzüne okumasını bilememektedir. Kendi şahsi gayretiyle öğrenmişse o başka…

     Onbirinci lem’a başta olarak, sünnet-i seniyye’yi emreden risale-i nurdaki ehemmiyetli esaslara rağmen, dershanelerde hadis kitaplarına yer verilmemiştir. Sünnetin kaynağı olan hadis-i şerifler bilinmezse neyin tatbikatı yapılacak meçhul…

Risale-i nur derslerinde ilmihal ilimlerine asla yer verilmemiştir. Namazın, orucun, haccın ve zekâtın ehemmiyetlerini ders vereceksin, namazın farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini menduplarını, müfsidlerini öğrenmeyi yasak edeceksin. Büyük yanlış ve acip bir tezad.

Örf adet ve an’ane ile gelen hissiyat-ı mütevariseyi yandıran ehl;i delalete karşı, İslamın örf, adet ve an’anesini bütün kuvvetimizle yaşamaya ve etrafımızda yaymaya çalışacağımıza, Kemalist inkılâpların cebren dayattıkları Avrupai hayat tarzı aynı aynına benimsendi. Hatta birçok hususlarda (modern görünmek hevesiyle veya aşağılık duygusuyla) Kemalistleri de geride bıraktılar.

Resmi devairle hiçbir alakası olmayan kıdemli bir nurcu ile imansız bir Hıristiyan’ı yan yana koysanız, şeklen hangisi hanstır, hangisi hasandır bilmek mümkün değildir.

Örf, adet ve ananede teşebbühle Avrupalılara yanaşılmıştır. Ve onlara iltihak edilmiştir.

Çok kısa bir hatıra… İkindi dersi için Elaziz’de dershanedeyiz. Hulusi Bey ve on, onbeş kişilik bir cemaat. Hulusi beye bir mektup gelmiş. Açtı okuttu. Mektup İstanbul hizmet tarzının hülasası durumuna gelmiş bir ağabeyden geliyordu. Uzun bir muktuptu. Ben sadece başlıkları buraya alacağım. Mektupta Hulusi beye diyordu.

Derslere salâvat-ı şerif ile başlama

Derslerde fıkıh ve hadis-i şerif okutma

Risalelerde geçen ayet ve hadislerin manaları üzerinde durma

İzahatlarda bulunarak nazarları risale-i nurlardan alıp kendine çeviriyorsun. Bunu yapma.

İşte ümmetten kopuşun destansı bir ilanı ve basitin basiti bir mektup. (arzu edenlere o ağabeyin ismini hususi olarak verebilirim)

      5. şuanın 3. Meselesinde, süfyanın en büyük kuvveti olarak din derslerinden koparılmış mektepler gösteriliyor. Esastan ayrılmış sözüm ona bir nur ekolü süfyanı kıskandıracak şatafatta rejime mektepler ve kolejler kazandırıyor. Bir gün bu ekolün ileri gelenlerinden Konyalı ….. Bey’e demiştim; Müslümanların zekâtını, sadakasını, fitresini, postunu adeta cebren ellerinden alarak kurduğunuz bu okullarınızdan mezun olanların İslam’da sebat edenleri yüzde kaçtır? Yüzde beş ancak oluyor demişti. Yüzde doksan beş süfyaniyete, yüzde beş İslam’a… Güzel hizmet

 İstanbul Ümraniye’de gezen çarşaflı, peçeli risale-i nur talebesi bir hanım, bir münasebetle eşarplı, mantolu bir hanımla hasbıhal ediyorlar. Mantolu hanım soruyor; “hangi cemaattensiniz”. Çarşaflı hanım cevap veriyor; “ben risale-i nur talebesiyim”. Mantolu hanım hayretle; “bu mümkün değil, ben nurcuları iyi bilirim. Onların hanımları çarşaf giymezler, onlarda çarşaf yasaktır.”

Mantolu hanım doğru söylüyor. Tesettür risalesiyle; “kadının bir siperi ve kal’ası çarşafıdır” diyen ve bu sözünden dönmediği için Afyon’da 22 ay ağır hapis yatan hz. Bediüzzaman’ın yolundan gittiğini iddia eden nurcu hanımlara, bugün çarşaf giymek yasak edilmişti. İşte maksadından uzaklaşmış İstanbul nurculuğu…

 

Ne yazık ki; aczmendi hareketi hariç kendisine nurcu diyen ne kadar grup varsa tamamının tatbikatta birbirlerinden zerre kadar farkları yoktur.

 

YAZARIN DİОER YAZILARI
EMİNE ŞENLİKOĞLU, FADİME ŞAHİN İLE GÖRÜŞTÜ
Yayınlanma Tarihi : 2.1.2014 08:18:59
RİSALE-İ NUR VE HİZMETİN TEMEL MESELELERİ
Yayınlanma Tarihi : 13.2.2014 11:15:39
FENAFİL İHVAN
Yayınlanma Tarihi : 13.2.2014 12:58:13
RİSALE-İ NURUN CADDE-İ KÜBRA ÖZELLİĞİ
Yayınlanma Tarihi : 21.2.2014 14:00:02
KISACA HAYAT HİKAYEM (Müslim Gündüz)
Yayınlanma Tarihi : 21.2.2014 15:41:27
264. LAHİKAYA BİR HAŞİYE
Yayınlanma Tarihi : 22.2.2014 13:01:03
ACZMENDİLERİN AİHM ZAFERİ
Yayınlanma Tarihi : 6.3.2014 09:06:49
TAHKİKTEN TAASUBA
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:43:40
BU ATATÜRK BİZDEN NE İSTİYOR?
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:45:47
Mustafa Kemal Olmasaydı Ne Olurdu ?
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:46:59
BİR HATIRA
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:47:48
İNGİLİZ ÇEŞİTLEMESİ (IŞİD)
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:48:39
Risale-i Nur'un medine-i tahiresi
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:50:08
Bir Bayrak Daha Vardı İndirilen
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:50:51
YANLIŞ KART
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:52:27
YANLIŞ KART 2
Yayınlanma Tarihi : 25.6.2014 09:53:08


aczmenditv, Haber, Risale-i Nur, Aczmendi, Aczimendi, Müslim_ Gündüz, aczmendi_tv, dergah, sahabe, asrı sadet, asr-ı saadet,